şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2008 Cuma

Sağa Çektim Bekliyorum...

Bu birmail grubunda paylaşılan bir yazıydı. Beni oldukça etkilediği için benzer sorunları yaşayan, şizofreni hastalığı ailesine etki etmiş kişiler varsa beğeneceklerdir diye düşünüyorum. Şizofreni hastaları insanları korkutuyor genelde ama bu yazı bir çok kişinin düşüncesini değiştirebilir. En azından onların bir deli olarak görülmesini engelleyebiliriz. Onlar deli olmaktan çok duyarlılar bence.. Deli sözcüğünü kullanmakta bile çekindim açıkcası ama anlatmak istediğim anlaşılmıştır heralde..


Sağa çektim bekliyorum... Bir genç şizofren hasta..)


Şizofreni, zihin bölünmesi anlamına gelen bir hastalıktı.

Biyolojik ve genetik faktörlerin yanısıra, özellikle eğitimde tutarsızlık, verilen çelişkili mesajlar yahut belirsiz, anlamsız, korkutucu olaylar ruhsal dünyada bir parçalanmaya yol açabiliyor, bu da sonunda gerçeklerden tamamen kopmayı ve bir hayal dünyasında

yaşamayı netice verebiliyordu.

Bu delikanlı o noktaya gelene dek neler yaşamıştı kimbilir?

"Ben iyiyim doktor abi, ben iyiyim, hiçbir şeyim yok. Sağa çektim, bekliyorum." Böyle demişti Hüseyin, daha odaya ilk girişinde. Onsekiz yaşındaydı. Şizofreni hastasıydı. Gözlerinde hayalet görmüşçesine bir korku ile hiçbir şey görmüyormuş gibi boş bir bakış yer değiştiriyordu. Çocuk gibiydi tavırları.

Büyümeyi reddetmiş, zamanı geri çevirip küçük bir çocuğun o problemsiz, saf dünyasına dönmüştü sanki. Artık mücadeleyi bırakmış, dış dünyaya kapılarını kapatmıştı. Kendisine ait bilinmez bir dünyadaydı. Neyi neden yaptığını, ne zaman ne yapacağını kestiremiyordu ailesi. İnsanlardan kaçıyor, bazen kendi kendine birşeyler konuşup gülüyordu. Ama, gariptir, halinden memnun görünüyordu. Ve yerli yersiz aynı sözü tekrarlayıp duruyordu: "İyiyim ben, iyiyim. Sağa çektim, bekliyorum."

Şizofreni, zihin bölünmesi anlamına gelen bir hastalıktı. Biyolojik ve genetik faktörlerin yanısıra, özellikle eğitimde tutarsızlık, verilen çelişkili mesajlar yahut belirsiz, anlamsız, korkutucu olaylar ruhsal dünyada bir parçalanmaya yol açabiliyor, bu da sonunda gerçeklerden tamamen kopmayı ve bir hayal dünyasında yaşamayı netice verebiliyordu. Bu noktaya gelene dek neler yaşamıştı kimbilir?

Çocukluğundan ilk hatırladığı, babasından yediği bir tokattı. Oyundan eve biraz geç gelmiş, evdekiler onu çok merak etmişlerdi. "Geldim işte, sevinin" dercesine masum bir neşeyle yüzüne baktığı babasının öfke dolu bakışları, yediği tokat esnasında gördüğü yıldızlara karışmıştı. Neye sinirlenmişti babası, bilemedi. Çok korktu ve yatağına gidip ağladı.

Babasının ?asabi? olduğunu, bazen işten gergin geldiğini, o yüzden ufak şeylere sinirlendiğini, ?aslında iyi bir insan? olduğunu zamanla annesinden öğrenmişti. İyi de, kendisinin ne kabahati vardı ki? Hem babası ?Sizin için çalışıyorum, ablanın ve senin geleceğiniz için yoruluyorum? demiyor muydu? Bizim için çalışıp yorulduğu ve sinirleri bozulduğu için bizi dövmesi nasıl işti? Bizden intikam mı alıyordu yoksa? Neden ki?

Bazen ?aslan oğlum, akıllı oğlum? derdi babası kendisine, bazen de ?salak, haylaz!? Ne zaman nasıl tepki alacağını bilemiyor, güvensizlik içini kemiriyordu. Babasına bile güvenemeyecekse, bu dünyada kime güvenebilirdi ki?

Annesi, babasının aksine, çok şefkatliydi. Bir o kadar da evhamlı. Devamlı peşinde dolaşır, ?Hasta olacaksın? der, başka şey demezdi. Bu aşırı ilgiden boğulacak gibi oluyordu bazen. Ama seviyordu kendisini ve dövmüyordu ya; yetebilirdi bu. Bu sevgi uğruna bazen kişiliğini feda etmesi gerekiyordu ama, olsundu. Hep sevildiğini bilmek güven vericiydi zira. Ama hayır; maalesef her zaman sevmiyordu annesi onu. Uslu olduğu zamanlarda geçerliydi bu sevgi. Şartlı bir sevgiydi yani. Annesinin hoşlanmadığı birşey yaptığında ?Seni doğuracağıma taş doğursaydım? sözünü sık sık duydu. Bir gün dayanamayıp ?Acaba benim gerçek anne-babam siz değil misiniz?? sorusunu sorduğunda, annesi öfkeli gözlerle ?Saçmalama salak!? diye bağırdı. Bu cevap acaba ne anlama geliyordu?

Bazen annesiyle babası kavga ederlerdi. Daha doğrusu, öyle hissediyordu. İçeriden bağırışlar gelir, yanlarına gidince susarlardı. Birşey yokmuş gibi davranırlardı. Ama evde birkaç gün sessiz bir gerginlik olurdu. İçini dağlardı bu gergin dönemler. Neydi problem, anlayamadı hiç. Neden anlatmazlardı ki? Problem varsa söylesinler, yoksa güzel güzel sohbet etsinlerdi. Böylesi daha mi iyiydi sanki? Suratsız bir çocuk olmuştu artık.

Evlerine bir misafir geldiğinde ise, keyfi biraz yerine gelirdi. Anne baba ne kadar gergin de olsalar misafirin yanında gülümserlerdi çünkü. Yalancıktan da olsa onları öyle mutlu, kibar, konuşkan görmek hoşuna gidiyordu. Hoşuna gidiyordu da, neden biz bize iken böyle davranmıyorlardı ki? Biz komşulardan daha mı değersizdik?

Saflık derecesindeki patavatsızlığı misafirliklerde başına dert oldu. Anne-babasının evde ?keltoş? dedikleri komşu evlerine misafir olduğu bir gün ona ?keltoş? diye seslenince buz gibi bir hava esmişti. Ablası çimdikledi. Yanlış mı söylemişti adını yoksa? Adı bu değil miydi? Niye öyle diyorlardı o zaman?

Gelen giden arttıkça, çelişkiler de artıyordu. ?Yine mi o gıcık tipler geliyor?/Aman efendim ne iyi oldu da geldiniz?? ?O Ayten de çok saçmalıyor canım/Haklısın Aytenciğim, naaparsın?? ?Keşke evde yok deseydin oğlum/İnanın çok özlemiştik.?

Bir kenara çekilmiş, sessizce izliyordu çoğunlukla. Bu karmaşık oyunun kuralı acaba neydi?

İlkokula başlayışını, evdeki sıkıntılardan kaçış olarak, sevinçle karşılamıştı. Ama siyah önlükler, anlamsız kısıtlamalar olmasa daha iyi olurdu. Hele bazen bayat nutuklar atıp bazen de öfkeyle bağıran asık suratlı öğretmenler olmasa çok da güzel olabilirdi. Nutuklarda başka konuşuyorlardı, koridorlarda başka. ?Gelecek sizin elinizde/Siz haylazsınız!? ?Okuyup büyük adam olacaksınız/Adam olmazsınız siz!? "Bu ülkenin umudu sizlerde/Sizi her gün dövmek lazım!" "Atatürk bu ülkeyi sizlere bıraktı/Aptallar!"

Anlayamıyordu çoğu şeyi. Atatürk?ü öğretmişlerdi ona önce ve sonra ve hep?beden eğitimi dersinde bile. "En büyük o! Bizi kurtardı. Bir millet yarattı." Ama Hüseyin dedesinden "Allah en büyüktür, tek yaratıcı Odur" diye öğrenmişti. Bir gün öğretmenine "Allah mı büyük, Atatürk mü?" diye sordu. Öğretmen ters ters baktı ve "Böyle saçma soruları bir daha sorma; fena olur" dedi. Korktu yine. Korkmaya alışmıştı zaten. Korkutucuydu dünya. Nasıl korunacaktı?

İlkokul öğretmeni kopyaya çok kızardı. Bir kez sınavda kopya çeken bir arkadaşını sınıfın ortasında evire çevire dövmüş, hatta bacağını kanatmıştı. Kopya kötüydü, çekmemeliydi. Hiç çekmedi de. Son sınıfta ilkokullar arası bilgi yarışmasına katıldılar. Final yarışmasında öğretmeni yanlarına yanaştı ve "Şöyle bir soru gelecek, cevabı da şu" diye fısıldadı. Duymazdan geldi. Kopya kötü değil miydi? Öğretmen kendilerini deniyordu herhalde. Yarışma sonrasında öğretmen "Beni niye dinlemediniz? Size cevabı söyledim. Ya yarışmayı kaybetseydiniz?" diye bağırınca, kafası iyice karıştı. Bir gün birisi ?Bunlar kamera şakasıydı? diyecek diye bekliyordu. Ama ya değilse?

Bir de kafasındaki çelişkileri tutabilseydi! Anlaşılan, onları kendi kendine ve kendince çözmesi gerekecekti. Yapabilirse?

Susmak çok iyiydi aslında. Zaten ilkokulda öğretmenleri hep "Susun! Çok konuşmayın bakayım!" derdi. Ama lisede öğretmenler "Niye aval aval bakıyorsunuz, derse katılın biraz, sizin gibi koyunlar yüzünden bu millet geri kaldı!" deyince, sessiz ve uslu olma konusunda da çelişkide kaldı.

Büyümeseydi keşke. Hep küçük bir çocuk olarak kalsa ne iyi olurdu. Zaten genellikle odasında tek başına oyuncaklarıyla oynamasına, onlarla konuşmasına, annesi ?Hâlâ çocuk gibisin? diye tepki gösteriyordu.

Ergenliğe girdiğinde garip şeyler yaşamaya başladı. Öteden beri bildiği bedeninde o güne dek bilmediği şeyler oluyordu. Ama kimseye soramadı. Kimse de, ne olup bittiğini ona doğru düzgün anlatmadı. Ayıp deyip sustular. "Kızların şeyi var mı?" sorusunun cevabını bile arkadaşlarıyla başbaşa verip üç ayda öğrenebildi. Yine o dönemde öğrendiğini sandığı bir yığın şeyi düzeltmesi yıllarını alacaktı.

Zaten kızlardan yana başı dertteydi hep. Çıktığı bir kız olmadığı için arkadaşları kendisiyle alay ediyorlardı. Üzülüyordu. Neredeyse sırf bu alaylardan kurtulmak için, hoşlandığı bir kızı gözüne kestirdi. Ders aralarında onunla konuşmaya başladı. Hatta ona âşık oldu bile denilebilirdi. Ama bu kez de âşık olmasıyla alay edildi. İnsanlar neden böyleydi ki?

Bir gün teneffüste hoşlandığı kıza ?Seni seviyorum? demek geldi içinden. Dedi de. Ama kız ağlamaya başladı. Hatta kendisini öğretmene şikayet etti. Tabii ki, dayak yedi öğretmenden. Çok üzülmüştü. Durumu düzeltmek için kızın yanına gitti, özür diledi ve ?Tamam, seni sevmiyorum? dedi. Ama kız buna da ağladı. Yine şikayet edildi, yine dayak yedi, yine anlayamadı neler olup bittiğini. Şu kızlar da garipti doğrusu.

Okul dışındaki kızlara yöneldi ilgisi. Yaşça büyük, tecrübeli abilerle gezmeye başladı. Çok şey öğrenebilirdi onlardan. Öğrendi de. Caddelerde gezip, gelen geçen kızlara laf atmaya başladı. "Üf abi, şu kıza bak, çok güzel." "Hakkaten Hüseyin, ne kız bee? Sana bakıyo oğlum, asıl şuna." "Yok abi şu gelene asılayım. Baksana o daha hoş. Değil mi Ali abi?" Değildi maalesef. ?Daha hoş? deyip laf attığı kız, Ali abisinin kızkardeşiydi. Birkaç küfürle paçayı kurtardı. Sahipsiz kızlara asılmak iyiydi, sahipliler ise bacımız olurdu. Ama sahipsiz dediklerimiz de bizim gibi birilerinin ablası yahut kardeşi değil miydi? Acaba şu an ablasına kim nerede laf atıyordu?

İğrendi bu çifte standarttan. Çözemedikçe çözülüyordu.

Çok fazla kızla çıkmak makbuldü arkadaş çevresinde. Popüler bir delikanlının fazla kız arkadaşı olmalıydı. Ama kızların erkeklerle fazla çıkmaları iyi değildi, ?kaşar? damgası yerlerdi. Peki o zaman erkekler kiminle çıkacaktı ki? Meselâ kendisinin kız arkadaşlarıyla gezmesi anne babasının hoşuna gitmişti. Ama ablasının bir erkekle çıkması evdekilerin en büyük korkusu idi. Kendisine bir kız telefon edince ?aslan oğlum? diyen bakışlar gezinirdi üzerinde. Ama ablasını bir erkek ararsa evde kıyamet kopardı.

?Bu tutarsızlıklar beni deli edecek? diyordu içinden. Sonunu hissetmişti sanki.

Kur?ân okumanın ve ondaki emirlere uymanın çok güzel olduğunu öğrenmişti lise yıllarında. Anne babası Kur?ân okumazlardı, ama ?Okumak lazım, iyidir? derlerdi. ?Okumak lazım, iyidir? derler, ama okumazlardı. Normaldi artık bu çelişkiler; pek üstünde durmadı. O okudu, etkilendi. Namaza başladı. Kızlarla mesafeli olması gerektiğini de öğrenmişti. Kız arkadaşlarıyla samimiyetini azalttı. Bira içmez oldu. TV izlemedi, sohbetlere gitti. Bir gün anne babasını fısır fısır konuşurken gördü. O akşam babası onu karşısına alıp konuşmaya başladı. Bir problem olduğunu anlamıştı. Bir problem olmasa babası onunla konuşmazdı çünkü; ancak bir problem varsa konuşurdu. Sonunda babası dilinin altındaki baklayı çıkardı: "Evladım, aşırı gitme. Namazını da kıl, gereğinde bara, pavyona da git. Kur?ân da oku, kızlarla gezip içki de iç. Dengeli yaşa." "Nerede yazıyor bu denge baba?" diye sordu. Babası sinirlenip "İşte burada yazıyor" dedi ve avucunu gösterip yanağına okkalı bir tokat yapıştırdı. Ağlamıyordu artık. Etkileniyormuş gibi yapmaya çalışıyordu. Ama direnci zayıflamıştı. Kur?ân?ı da, namazı da bıraktı.

Evlerinde televizyon hep açık dururdu. Bazen açık-saçık programlar olurdu. Spiker ?Şok, Şok! Şu rezilliğe bakın!? diye ekranı inletirken bir yandan da o rezillikler en ayrıntılı biçimde gösterilirdi. Babası da hem onları seyreder, hem de "Tövbe, tövbe! Başımıza taş yağacak; şunların yaptıklarına bakın" derdi. Hüseyin "Baba, başka kanala geçelim" deyince de, "Biraz bakalım canım, meraktan izliyorum zaten, neler olup bitiyor bilmek lazım" diye cevap verirdi. Babasının bakışlarında merak denilemeyecek garip bir pırıltı olurdu oysa. Hüseyin farkındaydı bunun.

Lise son sınıfta siyasetle ilgilenmek ama aşırı gitmemek gerektiğini öğrendi; nasıl olacaksa? Ve haber programlarını izlemeye, gazetelerdeki köşe yazılarını okumaya başladı. Birçok şey öğrendi; özellikle dış politika konusunda. Batılı olmak lazımdı. Batılılar bizden üstündü. Yok hayır, biz en üstündük. Sadece, biraz geri kalmıştık. Ama en güçlü, en akıllı bizdik. Bu millet adam olmazdı. Biz Batılıları seviyorduk, ama onlar bizi sevmiyordu. Onlar bizi sevmediği için biz de onları sevmiyorduk. Ama onlar gibi olmalıydık yine de. Sevmeliydiler bizi, biz onları sevmesek de.

Hele Yunanlılar bize iyice düşmandılar. Biz de onlardan nefret ederdik. Hep savaşmış, hep yenmiştik onları. Ama aslında kardeştik. Bazen bizden korktukları söylenirdi. Sinirlendiriyordu bu bizi. Bizden neden korkuyorlardı ki? Fazla sinirlenirsek canlarına okurduk onların. Korkmasınlardı bizden.

Araplar ise zaten oldum olası bizi sevmezlerdi. Biz de onları hiç sevmezdik. Ama onlar bizi neden sevmiyordu ki? Biz onları hep sevmiş, hep iyilik yapmış değil miydik? Oysa onlar bize hep kötülük yapmak istiyorlardı. Bizi sevmeleri lazımdı. Ama bizim onları sevmememiz lazımdı.

Zihni iyice dağılmaya başlamıştı. İçine kapanmaya başladı. Odasından çıkmamaya başladı. Hayallerle avundu. Hayallerinde herşey netti, kontrolü altındaydı. En iyisi buydu galiba. Ama annesi neden ona garip garip bakmaya başlamıştı ki?

Askere gitmeden önce bir işe girip çalışmak istedi. Birkaç yere başvurdu. Torpilliler yüzünden ilk başvurduğu yere alınmadı. Babası öfkelendi. "Bu torpil yüzünden memleket batacak" dedi. Bir hafta sonra ikinci başvurduğu yer için torpil bulunca sevindiler. Başkası lehine olunca kötüydü torpil. Ama, biz yapınca iyi oluyordu.

İşyerinde bir kıza âşık oldu. Tutunacak bir dal arıyordu bu çalkantılar arasında. Her şey bozulmuştu, o kız tertemizdi. Onunla hayatı sihirli bir değnek değmişçesine değişecekti. O da Hüseyin?i sevecekti mutlaka, hatta seviyordu galiba. Zaten geçen gün işyerinde sudan bir sebepten bağırmıştı ona; tıpkı küçükken annesinin yaptığı gibi. Seviyordu kesin, ama tutucu bir aileden geldiği için bunu pek belli etmiyordu. Özellikle sessiz, mazbut bir kız oluşundan hoşlanmıştı onun.

Ama yaz gelince son hayal kırıklığını yaşadı. Sevdiği kız bazen kısacık etekler giyiyordu. Otururken de, görünmesin diye eteğini habire çekiştiriyordu. Niye kısa giyiyordu ki o zaman? Uzun giyse rahat ederdi. Dayanamayıp bunu söyledi bir gün. Kız utançla karışık gülümsedi, ama giyimini değiştirmedi. Sonra bir gün onun yazın plajda bikiniyle dolaşıp erkek arkadaşlarıyla denize girdiğini öğrendi. "Nasıl yani???"

Karşımda oturmuş kendi kendine konuşup gülen bu delikanlı, aslında kendince kurtuluşu seçmişti anlaşılan. Çocukluğundan beri bu hayatı, bu insanları çözememiş, doğru bir pusula, tutarlı bir rehber bulamamış, çifte standartların, yaman çelişkilerin çekiştirmesine daha fazla dayanamamış ve huzuru ancak gerçeği reddederek bulmuştu işte. Bu kuralsız trafik, üstüne gelenler, arkadan sıkıştıranlar, yol isteyenler, küfredenler yüzünden, hayat yolculuğunda sağa çekmişti. Bekliyordu.

"Ben iyiyim artık, hiçbir şeyim yok doktor abi, çok iyiyim ben. Sağa çektim, bekliyorum." semih61@hotmail.com

19 Şubat 2008 Salı

Sizofreni, toplumdan ayirmayin

Şizofreni, toplumdan ayırmayın


Türkiye genelinde sayılarının 600 bin olduğu tahmin edilen şizofren hastaları "Toplum artık bizi kucaklasın" diyor
Onlar için yeni tanışılan biriyle konuşabilmek büyük problem. Hele hele şehir içinde bir yere gitmeye çalışırken çileden çıkıyorlar. Toplum olarak üzerinde fazla konuşmak istemediğimiz şizofreniden bahsediyoruz.

Dünyada her yüz kişiden birinde görülen bu hastalığın, Türkiye'de 600 binin üzerinde insanda olduğunu İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Üçok.

NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Belirtileri genellikle 15-25 yaş aralığında ortaya çıkan ve 40 yaşına kadar her insanda görülebilecek bu hastalığı oluşturan tek bir neden değil. Annenin hamilelik döneminde enfeksiyon kapması veya beyindeki sinirler arasında haberleşmeyi sağlayan dopaminin az ya da fazla bulunmasından da kaynaklanabiliyor.

Şizofreni geninin tam olarak bilinmediğini söyleyen Prof. Dr. Alp Üçok, hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımın, biyokimyasal, ruhsal, toplumsal ve çevresel etmenlerin büyük rol oynadığını belirtiyor. Üçok, anne ya da babada şizofreni varsa çocuğun şizofreni olma olasılığının yüzde 10 olduğuna işaret ediyor.

Kelime anlamı zihin bölünmesi olan şizofreni hastalığı 1.5 yıl kadar süren kuluçka döneminde davranış farklılıklarından saptanabiliyor.

Prof. Dr. Alp Üçok yüzde yüz tipik bir belirtisi olmayan şizofrenin saptanmasında önemli ipuçlarını ise şöyle anlatıyor: "Dış görünümünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında ve düşüncelerinde değişiklikler belli olur. Giyim, kuşama özen azalabilir. Bazı şizofreni hastalarında yüz ifadesi donuklaşabilir. Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Toplum içinde amaçsız ve anlamsız değerlendirilen davranışlarda bulunabilirler. Yerinden hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama bir şizofreni hastasının genel olarak sergilediği davranışlardır."

TEDAVİSİ VAR MI?
Şizofreni hastalığında ilacın rolünün belirtileri yatıştırmak ve kontrol altında tutmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alp Üçok, "İlaçların düzenli kullanımda beklenen etkiyi sağlaması için 2-3 haftalık bir süre geçmesi gerekir. Şizofreni de ilâç, şizofreni hastasının çevresindeki insanlarla kurduğu iletişimi daha iyi konuma getirmekte, nükslere bağlı sık hastane yatışlarının önüne geçerek kişinin evinden, ailesinden, alıştığı ortamdan uzak kalmasını önlemektedir" diyor.

BİR ANNE ANLATIYOR: Hastanın atak dönemi çok zor!
Şizofreni'yi oğlu Serdar ile tanıyan Meliha Aksoy, hasta yakınları için en zor dönemin, hastalığın 'atak' evresi olduğunu söylüyor. Bu dönemde tam bir çaresizlik yaşadığını söyleyen Meliha Aksoy, "İlaç kullanmayı reddetme bu dönemde karşılaşılan en önemli problem" diyor ve ekliyor "Serdar yılda iki defa alevlenme dönemi yaşıyordu. Şizofreni Dostları Derneği'ne gidip gelmeye başladıktan sonra belirgin bir şekilde azalma var. Hastalığı tam 15 aydır atağa geçmiyor. Şizofren bir yakınınızı kesinlikle eve kapatmayın!"

PSİKOLOG GÖRÜŞÜ: Grup terapisi güven kazandırıyor
Bir şizofrenin insanlardan çekinmesi, kuşku duyması ve içine kapanması kadar doğal bir şey olamaz. Yakınları bu şizofreniyi kabullenmeli. Şizofreni hastaları için en büyük tehlike toplumdan soyutlanmak. Yaptığımız grup terapilerinde nasıl iletişime geçilmesi gerektiğinden kendilerini en doğru biçimde ifade etmeye kadar pek çok şeyi paylaşıyoruz. Kronik hastalıklarda ümit çok önemlidir. Şizofrenisi olan kişiyle ilişkide önemli olan, onu zaafları ve gereksinimleriyle birlikte olduğu gibi kabul etmek ve ciddiye almaktır.

ÖNEMLİ ADRESLER
* Şizofreni Dostları Derneğif

Lamartin Caddesi, 23/4, Talimhane - İstanbul

Telefon: 212-252 0681, www.sizofreni-pap.com

* Şizofreni Dayanışma Derneğif

370 Sokak, No:44A Bahçelievler, Hatay, İzmirf

Telefon: 232-261 80 83

* Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği

Güven Sokak, No:7/18 Aşağı Ayrancı, Ankara

Telefon:312-466 54 66

Alper URUŞ

17 Şubat 2008 Pazar

Şizofreni hastalarına öneriler

Lütfen, sağlığınız için aşağıdaki tavsiyelere uyunuz.

  • İlaçlarınız uyuşturucu değildir, alışkanlık yapmazlar.
  • Verilen ilaçlar düzenli olarak alınmalıdır.
  • Ağız kuruluğu, kabızlık, yerinde duramama, özellikle yüz ve boyun kaslarında kasılmalar, ellerde titreme, robot gibi olma durumu gibi yan etkiler görülebilir.

Bu yan etkiler tehlikeli değildir. Ancak bu durumlarda ilaç kesilmemeli,doktora danışılmalıdır. Hekiminiz doz ayarlaması yaparak ya da yardımcı ilaçlar (Akineton, Benadryl, Dideral gibi) vererek bu yan etkileri en aza indirmelidir.

  • Genellikle tedavinin, ,uzun yıllar aksatılmadan sürüdürülmesi önerilir.
  • Kontrollere doktorunuzun verdiği randevulara göre gelinmelidir.
  • Tedavinin amacı, hastalığı yok etmek değildir; hastalığın belirtilerini gidermektir (Ör;Şeker hastalığı gibi). Ailenin hastaya karşı tutum ve davranışları, hastalığın seyrini ve tedavisini önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle, hastayı aşırı eleştiren, itici yaklaşımlar ya da tam tersi aşırı, koruyucu, kollayıcı tutum en yanlış davranışlardır. Mümkün olduğunca hastanıza karşı doğal ancak hasta olduğunu da bilerek davranınız.

Şizofreni tamamen iyileşir mi?

Şizofreni tamamen iyileşir mi ?

Şizofreni tanısıyla tedavi olan kişilerin beşte birinde zaman içinde belirtilerin tamamen ortadan kaybolduğu saptanmıştır. Genel olaraksa hastalık yok olmaz, ancak hastaların büyük kısmında düzenli ve sürekli ilaç tedavisi ile önemli iyileşmeler elde edilebilir.

Tedavi Süreci

Tedavide öncelik ilaç kullanımındadır. Ancak şizofreniyle ilgili bütün sorunların çözümünde ilaç tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle özellikle toplumsal yaşantıya ait yakınmaların çözümlenmesinde ailenin anlayışlı, destekleyici ve teşvik edici yaklaşımı, hastaya nasıl davranacaklarına dair hekimle işbirliği yapılması son derece önemlidir.

Bu hastalığın sebepleri nelerdir ?

Biyokimyasal: Sinir aralığındaki ileticilerden bazılarının (özellikle dopamin ve serotonin) etkinliklerinin bozulması.

Genetik: Yakınlarında şizofreni hastası olanlarda şizofreni gelişme olasılığı normal insanlara göre biraz daha fazla olabilir.

Şizofreniyi nasıl farkederiz ?

Şizofreni kendisini insanın dış görünüşünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında,düşüncelerinde yaptığı değişiklikler ve bunların toplumsal yansımalarıyla belli eder.

Başlıca belirtiler şu şekilde özetlenebilir:

  • Giyim-kuşama özen ve kendine bakım azabilir, alışılagelmişin dışında giyinme görülebilir.
  • Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklaşabilir.
  • Bazı hastalarda konuşma bozulur. Dağınık ve muğlak olabilir. Yer yer kopmalar içerir, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsü izlenmez. Bazılarında ise konuşma normal görünümdedir
  • İçine kapanma veya yakınlarına bağımlılıkta artma görülebilir. Amaçsız ve anlamsız davranışlar gösterebilirler. Hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama veya saldırgan davranışlar olabilir.
  • Hastaların çoğunda takip edildiklerini, öldürüleceklerini, aleyhlerinde komplo-tuzak kurulduğunu düşünme ve korkma görülebilir. Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle çevreden, televizyondan gazetelerden rahatsız olabilirler.
  • Kimileri vücudunda değişiklik olduğunu veya bedensiz olduklarını düşünebilirler.
  • Bazıları kendileri ile konuşan, kendilerine emreden, hakaret eden, hareketleri hakkında yorum yapan sesler işitebilirler.
  • Bazı hastalar da da uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler.

Bu hastalık toplumda ne kadar sıklıkla görülebilir?

Her 100 kişiden 1’inde görülebilmektedir.

Şizofreni nedir? 2

Şizofreni, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarında önemli değişikliklere neden olan, belirtileri ve seyri kişiden kişiye değişiklik gösteren, hastaların bir kısmında iyileşmeyle, bir kısmında ise toplumsal ilişkiler ve entellektüel faaliyetlerde önemli kayıplara yol açan bir ruhsal rahatsızlık türüdür.

Başlama yaşı genellikle 15-35 yaşları arasındadır.

Sizofreni Hastalarina Tavsiyeler

Lütfen, sağlığınız için aşağıdaki tavsiyelere uyunuz.

  • İlaçlarınız uyuşturucu değildir, alışkanlık yapmazlar.
  • Verilen ilaçlar düzenli olarak alınmalıdır.
  • Ağız kuruluğu, kabızlık, yerinde duramama,özellikle yüz ve boyun kaslarında kasılmalar, ellerde titreme, robot gibi olma durumu gibi yan etkiler görülebilir.

Bu yan etkiler tehlikeli değildir. Ancak bu durumlarda ilaç kesilmemeli,doktora danışılmalıdır. Hekiminiz doz ayarlaması yaparak ya da yardımcı ilaçlar (Akineton, Benadryl, Dideral gibi) vererek bu yan etkileri en aza indirmelidir.

  • Genellikle tedavinin, uzun yıllar aksatılmadan sürüdürülmesi önerilir.
  • Kontrollere doktorunuzun verdiği randevulara göre gelinmelidir.
  • Tedavinin amacı, hastalığı yok etmek değildir; hastalığın belirtilerini gidermektir (Ör; Şeker hastalığı gibi). Ailenin hastaya karşı tutum ve davranışları, hastalığın seyrini ve tedavisini önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle, hastayı aşırı eleştiren, itici yaklaşımlar ya da tam tersi aşırı, koruyucu, kollayıcı tutum en yanlış davranışlardır. Mümkün olduğunca hastanıza karşı doğal ancak hasta olduğunu da bilerek davranınız.
Selçuk Üniversitesi
Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı

Sizofreni Tedavisi

Şizofreni tamamen iyileşir mi ?

Şizofreni tanısıyla tedavi olan kişilerin beşte birinde zaman içinde belirtilerin tamamen ortadan kaybolduğu saptanmıştır. Genel olaraksa hastalık yok olmaz, ancak hastaların büyük kısmında düzenli ve sürekli ilaç tedavisi ile önemli iyileşmeler elde edilebilir.

TEDAVİ

Tedavide öncelik ilaç kullanımındadır. Ancak şizofreniyle ilgili bütün sorunların çözümünde ilaç tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle özellikle toplumsal yaşantıya ait yakınmaların çözümlenmesinde ailenin anlayışlı, destekleyici ve teşvik edici yaklaşımı, hastaya nasıl davranacaklarına dair hekimle işbirliği yapılması son derece önemlidir.

Sizofreni Sebepleri Nelerdir?

Bu hastalığın sebepleri nelerdir ?

Biyokimyasal: Sinir aralığındaki ileticilerden bazılarının (özellikle dopamin ve serotonin) etkinliklerinin bozulması.

Genetik: Yakınlarında şizofreni hastası olanlarda şizofreni gelişme olasılığı normal insanlara göre biraz daha fazla olabilir.

Sizofreni Belirtileri Nelerdir?

Şizofreniyi nasıl farkederiz ?

Şizofreni kendisini insanın dış görünüşünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında,düşüncelerinde yaptığı değişiklikler ve bunların toplumsal yansımalarıyla belli eder.

Başlıca belirtiler şu şekilde özetlenebilir:

  • Giyim-kuşama özen ve kendine bakım azabilir, alışılagelmişin dışında giyinme görülebilir.
  • Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklaşabilir.
  • Bazı hastalarda konuşma bozulur. Dağınık ve muğlak olabilir. Yer yer kopmalar içerir, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsü izlenmez. Bazılarında ise konuşma normal görünümdedir
  • İçine kapanma veya yakınlarına bağımlılıkta artma görülebilir. Amaçsız ve anlamsız davranışlar gösterebilirler. Hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama veya saldırgan davranışlar olabilir.
  • Hastaların çoğunda takip edildiklerini, öldürüleceklerini, aleyhlerinde komplo-tuzak kurulduğunu düşünme ve korkma görülebilir. Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle çevreden, televizyondan gazetelerden rahatsız olabilirler.
  • Kimileri vücudunda değişiklik olduğunu veya bedensiz olduklarını düşünebilirler.
  • Bazıları kendileri ile konuşan, kendilerine emreden, hakaret eden, hareketleri hakkında yorum yapan sesler işitebilirler.
  • Bazı hastalar da da uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler.

Bu hastalık toplumda ne kadar sıklıkla görülebilir?

Her 100 kişiden 1’inde görülebilmektedir.

Sizofreni Nedir?

Şizofreni nedir ?

Şizofreni, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarında önemli değişikliklere neden olan, belirtileri ve seyri kişiden kişiye değişiklik gösteren, hastaların bir kısmında iyileşmeyle, bir kısmında ise toplumsal ilişkiler ve entellektüel faaliyetlerde önemli kayıplara yol açan bir ruhsal rahatsızlık türüdür.

Başlama yaşı genellikle 15-35 yaşları arasındadır.