ZERRİN KIRIMTAYIF (42 yaşında, ev hanımı)
20'li yaşlarda hafif de olsa yaşıyordum. Ancak 5 yıl önce çok şiddetli olarak yaşadım. Hemen ambulansla acile kaldırıldım ve o zaman teşhis konuldu. Belli tedavilerden sonra iyileşmiştim. Ancak depremle birlikte benim de kolonlarım yıkıldı. O dönem sürekli acile gitmeye başladım. "Çocuklarım ne olacak, ölecek miyim?" düşünceleri ve korkuları hayatımı kapladı. Geceleri uyuyamıyordum. Hatta ben 7 yıl önce kanser oldum. Ancak inanın kanseri yenmek daha kolaymış. Kanser de bile ölüm korkusunu bu kadar çok yaşamadım.
BURHAN ALPER (36 yaşında, tercüman)
Öğrencilik yıllarımda yakalandım. Doktor doktor dolaştım. Ancak teşhis konmadı. Daha sonra tesadüfen bir profesör psikiyatriste gitmemi söyledi. Panik olduğum o zaman anlaşıldı. Panik bozukluğu ilk başladığında nefes alamadım. Ardından çarpıntılar başladı. Ölüm korkusu yaşamaya başladım, ellerimde ve ayaklarımda soğuma hissi oluştu. Bu nöbetler bittikten sonra ise ikincisi ne zaman olacak korkusu duymaya başladım. Bu korku yüzünden evden çıkamaz oldum. Şimdi psikoterapi ve ilaç tedavisi ile çok iyi durumdayım.
BİLAL AYDEMİR (42 yaşında, serbest meslekle uğraşıyor)
1998 yılında panik atak oldum ve doktora ilk gittiğim an anlaşıldı. Kalp çarpıntısı, ruhsal çöküntü ve aşırı gerginlik insan vücudunun doğal tepkileridir ancak bunlar bende aşırı derecede oluyordu. O zaman bu tepkilerimi kontrol etmesini bilemiyordum ancak şimdi kontrol etmesini öğrendim.
19 Şubat 2008 Salı
Kanser bile bu kadar korkutmadi
Panik, ataga gecti
Panik Atak Derneği Başkanı Dr. Muzaffer Uyar uyardı: Her 10 kişiden biri 'endişe ve korku' hastalığı olarak tanımlanan panik atak hastası
Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz bir hastalık 'panik atak.' Her şey, 'Ya benim de başıma gelirse?' sorusuyla başlıyor, korku nöbetleriyle sürüyor... Hastalığın teşhisi konusunda uzmanlar hâlâ tartışırken, dünyada panik atağa yakalananların sayısı da her geçen gün artıyor. Türkiye'de de her 10 kişiden biri bu hastalığın kucağında... Ve birçok kişi 'Ya bana da olursa?' demeye başladı...
Panik Atak Derneği (PANDOST) Başkanı Dr. Muzaffer Uyar, panik atak hastalığının tarifinin çok güç olduğunu söylüyor. Ve hastalığı kısaca şöyle tanımlıyor: "Korku ya da endişenin fiziksel belirtilerle beraber yaşanması. Panik duygusunun da bu fiziksel belirtilere eşlik etmesi. Örneğin şiddetli kalp çarpıntısı veya uyuşma ya da felç oluyor hissine, eşlik eden şiddetli bir panik. Türkiye'de bu vakalar ciddi boyutlarda. Zira her 10 kişiden biri panik atak."
ŞOKLAR TETİKLİYOR
Panik atak vakalarının genellikle yaşanan 'şoklardan' sonra görüldüğünü söyleyen Dr. Uyar, "En çok ölüm ya da ayrılıklardan sonra başlıyor. Kötü olaylar tetikliyor" diye konuşuyor ve hemen ekliyor: "Güzel gelişmelerden sonra da yaşanıyor. Yeni müdür olan kişiler de panik atak oluyor. Çünkü sorumluluk ve bir yeni konum geliyor."
KISIR DÖNGÜ
Panik atağın arada bir gerileyip tekrar ortaya çıktığını söyleyen Dr. Uyar, tedavi süresini de şöyle anlatıyor: "Panik atak, tekrarlayan, arada bir gerileyen, kaybolan bir hastalık. Bu yüzden tam anlamıyla geçti denemiyor. Hasta tedavi olduktan sonra, 1-2 yıl daha takip ediliyor. Bu yüzden biz 'geçti' kelimesini kullanmak istemiyoruz. Biz panik ataklara 'yendim, yeniyorum' kelimelerini kullanmalarını tavsiye ediyoruz..."
Dr. Muzaffer Uyar'ın başkanlığında kurulan PANDOST şimdi internet sitesiyle de hastalara daha çabuk ulaşıyor ve 'Ben panik atak mıyım?' sorularına rehber oluyor. İşte adres: www.pandost.cjb.net
Tel: 0212 660 68 42
Bankacılar ve gazeteciler DİKKAT
Dr. Muzaffer Uyar, panik atağa en çok gazeteci ve bankacıların yakalandığını söylüyor. Uyar, 'Bu sektördekiler krizle birlikte 'ya işsiz kalırsam' endişesi yaşıyor" diyor. Dr. Uyar, panik atak belirtilerini de 4 bölüme ayırıyor:
Beden belirtileri: Avuç içlerinde terleme, şiddetli kalp atışları, ellerde titreme, ağız kuruluğu, boğazda yumruk hissi, sersemlik.
Düşünce belirtileri: Ölmek üzereyim, kontrolümü kaybediyorum, , Kaçınmalar: Evden uzaklaşamamak, yolculuğa çıkmamak.
Beklenti sıkıntısı: Gün içinde anlamsız sıkıntılar, gerginlik, sürekli endişe hali.
Öge DEMİRKAN
Sizofreni, toplumdan ayirmayin
Şizofreni, toplumdan ayırmayın
Türkiye genelinde sayılarının 600 bin olduğu tahmin edilen şizofren hastaları "Toplum artık bizi kucaklasın" diyor
Onlar için yeni tanışılan biriyle konuşabilmek büyük problem. Hele hele şehir içinde bir yere gitmeye çalışırken çileden çıkıyorlar. Toplum olarak üzerinde fazla konuşmak istemediğimiz şizofreniden bahsediyoruz.
Dünyada her yüz kişiden birinde görülen bu hastalığın, Türkiye'de 600 binin üzerinde insanda olduğunu İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Üçok.
NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Belirtileri genellikle 15-25 yaş aralığında ortaya çıkan ve 40 yaşına kadar her insanda görülebilecek bu hastalığı oluşturan tek bir neden değil. Annenin hamilelik döneminde enfeksiyon kapması veya beyindeki sinirler arasında haberleşmeyi sağlayan dopaminin az ya da fazla bulunmasından da kaynaklanabiliyor.
Şizofreni geninin tam olarak bilinmediğini söyleyen Prof. Dr. Alp Üçok, hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımın, biyokimyasal, ruhsal, toplumsal ve çevresel etmenlerin büyük rol oynadığını belirtiyor. Üçok, anne ya da babada şizofreni varsa çocuğun şizofreni olma olasılığının yüzde 10 olduğuna işaret ediyor.
Kelime anlamı zihin bölünmesi olan şizofreni hastalığı 1.5 yıl kadar süren kuluçka döneminde davranış farklılıklarından saptanabiliyor.
Prof. Dr. Alp Üçok yüzde yüz tipik bir belirtisi olmayan şizofrenin saptanmasında önemli ipuçlarını ise şöyle anlatıyor: "Dış görünümünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında ve düşüncelerinde değişiklikler belli olur. Giyim, kuşama özen azalabilir. Bazı şizofreni hastalarında yüz ifadesi donuklaşabilir. Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Toplum içinde amaçsız ve anlamsız değerlendirilen davranışlarda bulunabilirler. Yerinden hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama bir şizofreni hastasının genel olarak sergilediği davranışlardır."
TEDAVİSİ VAR MI?
Şizofreni hastalığında ilacın rolünün belirtileri yatıştırmak ve kontrol altında tutmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alp Üçok, "İlaçların düzenli kullanımda beklenen etkiyi sağlaması için 2-3 haftalık bir süre geçmesi gerekir. Şizofreni de ilâç, şizofreni hastasının çevresindeki insanlarla kurduğu iletişimi daha iyi konuma getirmekte, nükslere bağlı sık hastane yatışlarının önüne geçerek kişinin evinden, ailesinden, alıştığı ortamdan uzak kalmasını önlemektedir" diyor.
BİR ANNE ANLATIYOR: Hastanın atak dönemi çok zor!
Şizofreni'yi oğlu Serdar ile tanıyan Meliha Aksoy, hasta yakınları için en zor dönemin, hastalığın 'atak' evresi olduğunu söylüyor. Bu dönemde tam bir çaresizlik yaşadığını söyleyen Meliha Aksoy, "İlaç kullanmayı reddetme bu dönemde karşılaşılan en önemli problem" diyor ve ekliyor "Serdar yılda iki defa alevlenme dönemi yaşıyordu. Şizofreni Dostları Derneği'ne gidip gelmeye başladıktan sonra belirgin bir şekilde azalma var. Hastalığı tam 15 aydır atağa geçmiyor. Şizofren bir yakınınızı kesinlikle eve kapatmayın!"
PSİKOLOG GÖRÜŞÜ: Grup terapisi güven kazandırıyor
Bir şizofrenin insanlardan çekinmesi, kuşku duyması ve içine kapanması kadar doğal bir şey olamaz. Yakınları bu şizofreniyi kabullenmeli. Şizofreni hastaları için en büyük tehlike toplumdan soyutlanmak. Yaptığımız grup terapilerinde nasıl iletişime geçilmesi gerektiğinden kendilerini en doğru biçimde ifade etmeye kadar pek çok şeyi paylaşıyoruz. Kronik hastalıklarda ümit çok önemlidir. Şizofrenisi olan kişiyle ilişkide önemli olan, onu zaafları ve gereksinimleriyle birlikte olduğu gibi kabul etmek ve ciddiye almaktır.
ÖNEMLİ ADRESLER
* Şizofreni Dostları Derneğif
Lamartin Caddesi, 23/4, Talimhane - İstanbul
Telefon: 212-252 0681, www.sizofreni-pap.com
* Şizofreni Dayanışma Derneğif
370 Sokak, No:44A Bahçelievler, Hatay, İzmirf
Telefon: 232-261 80 83
* Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği
Güven Sokak, No:7/18 Aşağı Ayrancı, Ankara
Telefon:312-466 54 66
Alper URUŞ
Gönderen Manitu zaman: 02:30 0 yorum
Etiketler: dayanışma- dernek, şizofreni
Panik atak oldurur mu?
Panik atak öldürür mü?
Fazla bilinmeyen bu hastalıkta en çok 'Acaba ölür müyüm?' diye soruluyor...
Hastalığın görülme oranı, az gelişmiş ülkelere gidildikçe Batıya oranla epey azalıyor biyolojik nedenler, genetik ve psikolojik sorunların hastalığa yol açtığı düşünülüyor. Halk arasında modern çağın hastalığı, beyaz yakalı hastalığı olarak bilinen panik atak, aslında nedenleri çok iyi bilinen bir hastalık değil. İnsanlar bu hastalığın nedenlerini çok iyi tanımıyor. Henüz 1990 yılında bir hastalık olarak tanımlanan panik atak, günümüzün yaşam şartlarında giderek yaygınlaşmaya başladı.
HER 10 KİŞİDEN BİRİNDE VAR
Her 10 kişiden birinin panik atak hastalığına yakalandığı tahmin edilirken, ABD'de panik atağa her 4 kişiden birinde rastlanıyor.
Çok gelişmiş bölgelerden az gelişmiş bölgere gidildikçe panik atağa rastlama oranı da düşüyor. Çok bilinmeyen bu hastalıkla ilgili olarak uzmanlara en fazla, "Ben ölecek miyim, delirecek miyim" gibi sorular yöneltiliyor.
ŞİZOFRENİYE DÖNÜŞÜR MÜ?
İşte uzmanlara yöneltilen sorulardan bazıları ve yanıtları...
* Panik atak beni öldürür mü?
Panik atak kesinlikle öldürmez. Rahatsızlıktan dolayı intihar etmek de söz konusu olamaz. Çünkü panik atak insanı hayata bağlayan bir hastalık.
* Aklımı kaybedebilir miyim, beni şizofreniye götürür mü?
KALP KRİZİYLE FARKI NE?
Kesinlikle akli dengeniz bozulmaz. Hastalık şizofreni veya başka tür hastalıklara çevirmez.
* Yıllardır hastayım. Tedavisi var mı?
Tedavisi yapılabilen bir hastalık. Başarı oranı ise % -arasında değişiyor. Uzun yıllar hastalığı çektiyseniz tedavi biraz daha zor olabiliyor.
* Panik atağımı kimseye söyleyemiyorum. Bu iyi mi kötü mü?
Panik atağın olabildiğinde ifade edilmesi gerekiyor. Böylece meşrulaştırılması çok daha kolay olacaktır. Gizlendiği süre tedavisi de gecikecektir.
* Kalp krizi ile panik atağı nasıl ayırt edebilirim?
Kalp krizini daha tipik ağrısı var. Panik atak gibi nöbetsel özellik göstermiyor. Dolayısıyla kalp krizi geçirildiğinde bu hemen ortaya çıkıyor.
Naşide Göktürk (Sanatçı): Kanser korkusu panik atak yaptı
Bundan 4 yıl önce kalın barsak probleminden hastanede yattım. Ancak panik atak olduğumu öğrendim. Belki de kanser riski ve korkusu neden olmuştur. Çünkü o dönem aşırı kilo kaybetmiştim. Bir erkek çocuğu gibi yetişmiştim ve korkularım yoktu. Ancak eskisine oranla hayatımda bazı değişiklikler oldu. Artık ne hızlı giden bir arabada ne de uçakta huzurlu seyahat edebiliyorum. Önceden de sessiz, sakin yerleri seviyordum. Zaten mesleğim yüzünden de böyle yerlerde oturmam gerekiyordu. Ancak çevreden fazla etkilenmemek için Yeniköy'deki evimi Tuzla'ya taşıdım.
Panik ataktan önce haftada iki kez dışarıya çıkıyordum. Bu hastalıkla birlikte dışarı çıkamamaya başladım. Ancak şimdi yendim ve haftada bir kez dışarıya çıkıyorum.
Neslihan Kozanoğlu (Ev kadını): Üçüncü krizde ortaya çıktı
3 sene önce başladı. Çok ağır bir kriz geldi, nefes alamadım ve kasıldım kaldım. Hemen hastaneye ambulansla kaldırıldım. Çok büyük bir check-up yapıldı. Ama bir şey bulamadılar. Bir ay sonra tekrar bir kriz geldi ve yine ambulansla hastaneye kaldırıldım. Yine araştırma yaptılar ama bulamadılar. Bu krizin üzerinden 15 gün geçtikten sonra üçüncü kriz geldi. Bu sefer beni psikiyatri bölümüne yolladılar. Burada Muzaffer Uyar ile tanıştım ve ilk cümlesinde benim panik atak olduğumu söyledi. Bir çok arkadaşım hasta olduğuma inanmadı. "Senden bunu beklemezdik, şımarıyorsun, bu sosyete hastalığı, sana rahat mı zor geldi" dedi. Bunlar beni üzdü.
Cemil İpekçi (Modacı): Annem öldükten sonra başladı
Annem kalp hastasıydı ve 8 yıl önce kalp rahatsızlığı yüzünden vefat etti. Bu olaydan olumsuz yönde etkilendim. İlk başta kalp krizi geçirme korkusu yaşadım. Bu korku daha sonra başka fobilere dönüştü, örneğin uçağa binme korkusu başladı. Ancak bu korkularımı mesleğime sarılarak yenmeye çalışıyorum. Son 2 yıldır çok iyi durumdayım. Benim gibi panik atak olanlara ise şunu tavsiye ediyorum: "Kesinlikle profesyonel yardım alsınlar, ilâç tedavisine karşı çıkmasınlar. Bu rahatsızlığı hissettikleri an doktora gitsinler. Çünkü panik atak ayıp bir şey değil. Nasıl bedensel rahatsızlıklar varsa ruhsal rahatsızlıkları da doğal karşılamak gerekiyor. Zaten günümüzün yaşam koşullarında ruhsal olarak rahatsızlanmak kadar doğal bir şey olamaz. Panik atak hastaları kendilerinden utanmasınlar ve korkmasınlar!.
Öge DEMİRKAN
18 Şubat 2008 Pazartesi
Uyku Apnesi (Nefessiz Uyku)
Uyku sırasında tekrarlayan nefes almama halinin görüldüğü bir bozukluktur.Üst solunum yolunda hava hareketinin engellenmesinden olur. Uyku sırasında boğaz duvarı kasları gevşer, uyku derinleştikçe duvarlar birbiri üzerine düşer, hava akımı engellenir.
Nefessiz uykusu olanlar geceleri çok yüksek sesle horlar. Gündüzleri genellikle uykuludurlar. Baş ağrısı ile uyanabilirler. Gündüz ilgileri dağılabilir.Fakat neden olduğunu hatırlamazlar. Solunum engeli, insanın daha derin uyku seviyesine varmasına engel olur. Bütün gece uyumuş olsa bile kendisini hiç uyumamış hisseder.
Nefessiz uyku vakalarının yarıdan fazlası 40 yaş ve üstündeki kimselerde teşhis edilmiştir.Gündüz aşırı uykulu ve halsiz olanların yüzde 20 ile 60'ında bu bozukluk vardır.
Tedavide kilo vermek çok önemlidir.
Gönderen Manitu zaman: 03:28 0 yorum
Etiketler: uyku bozukluğu
Uykusuzluk
Geceleri yeterince uyuyamamak, uykuya dalmakta zorluk çekmek, geceleri uyanmak olarak tanımlanır. Sebepleri çeşitlidir.Yeni bir çalışma programı gibi çevremizdeki bir değişiklik uykusuzluk yapabilir. Aşırı çay, kahve ve kola gibi kafeinli içecekleri içmek de uykusuzluk yapabilir. Her ne kadar bir iki kadeh alkol insanı rahatlatır, uyumasına yardımcı olur gibi görünse de normal dozda alkol bile uyku alışkanlığını bozabilir. Uykuya dalmak kolaylaşabilir, ancak gece ilerledikçe kandaki alkol derecesi düşer ve uyku bozulur.Barbitüratlar ve benzodiazepinler gibi psikoaktif ilaçlar, özellikle uzun zaman kullanıldıklarında uykunun seyrini bozar.
Psikolojik faktörler yönünden uykusuzluk, geçici bir problemin veya uzun zamandır yaşanan bir bozukluğun belirtisi olabilir.Bazen geçici bir endişe nedeniyle uykusuzluk yaşanır.Orta yaşlı ve yaşlı kimselerde depresyon özellikle sabah erken saatlerde uykusuzluk yapar.Kronik endişe ve korkular da uyku kaçırır. Kabus görenler birdenbire kendilerini REM uykusundan uyanmış bulabilirler.
Uykusuzluk çekiyorsanız yapacağınız ilk iş uyumanıza yardımcı olacak değişikliklerdir. Kitap okumak, televizyon seyretmek örnek olabilir. Hemen yatmadan önce zorlayıcı egzersiz yapmaktan veya sinirlenmekten kaçının. Gündüz uyumaktan kaçının. Gündüz egzersiz yapacak vaktiniz yoksa akşam yatmadan önce yürüyüş yapın. Eğer kendi bulduğunuz çareler uykusuzluğu geçirmiyorsa tıbbi muayeneden geçmek gerekir.
Gönderen Manitu zaman: 03:27 0 yorum
Etiketler: uyku bozukluğu
Uykuda Gezmek
Belirtileri :
- Uykuda yürümek veya başka hareketler yapmak (dolap kapaklarını açmak, banyoya gitmek, araba kullanmak)
- Hareket genellikle gecenin ilk üçte birinde olur.
- Süresi tipik olorak 3-5 dakikayla yarım saat arasındadır.
Gönderen Manitu zaman: 03:26 0 yorum
Etiketler: uyku bozukluğu